AKP’nin hala iktidar olmasının nedeni

Siyasal İslam gücünü nereden alır? Milletinden mi? Yoksa hayallerden, hayaletlerden ya da masallardan mı?

Dönüp 18 yıla baktığımızda Siyasal İslam denilen gayriresmi rejim gücünü milletinden alıyor, yoksa %50’lere varan oy oranları başka nasıl olabilirdi? Peki %50 civarı oy oranları nasıl kazanılıyor? İşte bu oy oranlarını kazandıran hayaller, hayaletler, masallar. Bir dönüp bakalım, Erbakan Hoca’nın koltuğu altında olup ama onun haricinde siyaset yaparak, insanların gönlünü başka yollarla çelen AKP kurucu ekibini hatırlayalım. Barlara kadar girip oy isteyen ”yenilikçi” tayfa, Erbakan’ın yokluğundan istifade ederek partinin en üst makamına göz dikmişlerdi. Kendi yokluğunda, Erbakan talimatıyla Fazilet Partisi Genel Başkanlığı’na Recai Kutan’ı aday gösterdi, kazanmasını sağladı ve ”yenilikçi” kanatın ile Abdullah Gül’ün genel başkanlık hayalleri suya düştü. Başka bir şey yapılmalıydı, yeni bir şey; parti kurmak. AKP bu ”yenilikçi” tayfa tarafından kuruldu. Daha önceleri Kürt milliyetçiliğini ideolojisi olarak belirleyen HEP ile ortak hareket eden, her fırsatta merkezi yönetime kafa tutan Erdoğan önderliğinde kurulan bu parti büyük başarı göstererek tek başına iktidar oldu.

İktidarlarının ilk 8 yılı göreceli olarak başarılıydı. Daha sonra sırayla gelen krizler, skandallar, başarısız iç ve dış politika… Bunlara rağmen AKP iktidarı asla yıkılmadı.

Öyleki yıllarca Özal’ın izinden giden fakat Özal’dan da daha liberal ekonomik politikalar yürüten iktidar, muhalefet partilerini kapitalistlikle suçladı, hatta Özal’ı da muhalefet zehirledi dedi. Seçmen inandı tabi, Özal’ın 24 Ocak Kararları’nı nereden bileceklerdi ki.

Önlerini açan 28 Şubat’ın suçunu muhalefete attılar, ama hocamız dedikleri Erbakan’ın millilik düşüncesine her zaman zıt hareket ettiler. İşlerine gelince Erbakan’a sığınmayı asla ihmal etmediler, muhalefete hitaben ”28 Şubat sizin eseriniz” dediler, seçmen hemen muhalefete cephe aldı tabi. Oysa Erbakan’ın yokluğundan istifade ederek parti yönetimini ele geçirmeye çalışanlar şu an iktidar olanlardı, seçmen yine bilmiyordu.

IMF’yi ülkeden kovduk dediler ama her yıkılma ihtimallerinde ülkeye moratoryum ilan ettiren merhum Başbakan Adnan Menderes’e sarıldılar. Tabi seçmen nereden bilecek Adnan Menderes’in moratoryum ilan ettiğini, seçmen nereden bilecek edebiyattaki önderleri Necip Fazıl’ın dahi mahkeme kayıtlarında Adnan Menderes’in yolsuzluklarını itiraf ettiğini. Ne zaman seçmeni Erdoğan için ”bu naapmaya çalışıyor” dese Erdoğan kürsüye çıkıp Adnan Menderes’e atıfta bulunarak ”siz Menderes’i astınız, biz çoktan ateşten gömleği giydik” diyordu.

Başörtüsünü siz yasakladınız dediler, seçmen hemen muhalefeti suçladı, tabi halk bilmiyordu muhalefet partilerinin ideolojilerinden hiç biri 1950’den beri tek başına iktidar olamıyordu.

Kendileri türlü cemaatlerle iş tuttular, öküz ölüp ortaklık bozulunca muhalif herkese fetöcü damgasını yapıştırdılar. Seçmen reislerini taklit etti tabi.

Balyoz ve Ergenekon davalarına muhalefet karşı çıktı, hemen kürsüsüne çıktı Erdoğan ”askeri vesayet bitti” dedi, seçmen ”28 Şubat’ı tekrar yaşamayalım” dedi, hemen sahip çıktı reisine. Sonra Ergenekon ve Balyoz’u kumpaslayanlara direnenler hain oldu, fetöcü oldu.

Her saçma sapan işlerinde bir gizem yaratmak için Abdülhamid Han’a sarıldılar, seçmen tabi ”seni Abdülhamid Han’ın yalnızlığına bırakmayacağız, CHP, İttihat ve Terakki’dir” dedi, ama seçmen yine bilmiyordu, Türkçe’yi resmi dil yapan, ilk bira fabrikasını açan ve kendi ideolojilerine zıt türlü yenilikler yapan kişiydi Abdülhamid Han.

Habur’a seyyar mahkemeler kurdular, kendi siyasi hayatlarında Kürt milliyetçisi HEP ile iş tuttular ama muhalefet terörist, pkklı oldu. Seçmen durur mu, muhalifsen pkklıydın artık onlar için.

Her yol ayrımında bir arkadaşlarını sattı iktidar, sonra bu arkadaşlarına terörist, CHP’li, fetöcü dediler. Seçmen tabi ki hemen reislerini takip etti.

Her seferinde bir hayal sattı iktidar, her seferinde hayaletlerle didişti iktidar, her seferinde bir masalı seçmenine yutturdu iktidar. Seçmen o kadar paranoyak oldu ki, bu iktidarı bir Enver Paşa çıkacak darbeyle devirecek, bir Cemal Gürsel çıkacak Başbakan’ı asacak, Özal’ı zehirlediler reisi de zehirleyecekler, Erbakan’ı devirdiler, bir daha 28 Şubat yaşatmayacağız. Seçmen öyle kandı ki bunlara; hocaları Erbakan AKP siyonisttir dedi, seçmen ”Erbakan Hoca, Erdoğan’ı gizlemek için öyle dedi” dedi.

O fetöcü, bu pkklı, şu dhkpcli, şurdaki siyonist, burdaki amerikancı, ruşçu, esadçı oldu.

Seçmen yutturulan masallarla her şeyin intikamı peşinde koşmaya başladı. Seçmen satılan hayallerleri kullandı, hayaletlerle didişti.

İşte bu iktidarın hala yıkılmamasının nedeni seçmenine aşıladığı paranoyaklık ve rövanşizmdir.

Bu paranoyaklık ve rövanşizme en iyi örnek bize en çok benzeyen Avrupa ülkesi olduğunu düşündüğüm İtalya’dan verilebilir. İtalya halkı da yıllarca hükümetin yolsuzluklarına, mafya-devlet ilişkisine sustu. Peki İtalya halkı neden sustu? Aman komünistler başa geçmesin, aman komünistler ülkeyi ele geçirmesin diyerek yıllarca devletlerinin yozlaşmasına göz yumdu İtalyanlar. Peki sonra noldu? Komünist Parti gitti, halktaki paranoyaklık ve rövanşizm bitti, işte o zaman bütün yolsuzluklar, mason locaları, Vatikan skandalları, mafya-devlet ilişkilerinin hesabı soruldu.

Gelecekte başka iktidarların ve devlet başkanlarının bu paronayaklığı ve rövanşizmi kendi çıkarları için kullanmaması dileğiyle.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: